- Blog
-
by OKT
OKT Makaleler – Kriz Zamanlarında Ayrışan Kazananlar: İtibar ve Güven Üzerine İnşa Edilen Kurumlar

Kriz dönemleri, kimlerin kazandığını değil; kimlerin kalıcı olduğunu ortaya çıkarır.
Bu yazı; kısa vadeli kazanımları iş modelinin merkezine koyanlara değil, uzun vadeli itibarın, güvenin ve kurumsal karakterin gerçek değerini bilenlere hitap etmektedir.
Broker olarak dünyanın önde gelen armatörleri, tersaneleri, finans kuruluşları, hukukçular ve iş ortaklarımızla sürekli temas halindeyiz. Bu geniş temas ağı sayesinde piyasadan edindiğimiz gözlemleri düzenli olarak analiz ediyor, mevcut eğilimleri değerlendiriyor ve bunları sizlerle şeffaf bir şekilde paylaşmaya özen gösteriyoruz.
Günümüzde şirketler, uzun süredir dengeye kavuşamayan ve birbirini tetikleyen çok boyutlu krizlerle mücadele etmektedir. Bu süreçte öne çıkan temel zorluklar ise şu şekilde gözlemlenmektedir:
- Kazancın, geleneksel ve sürdürülebilir ticari faaliyetlerden ziyade finansal spekülasyonlar veya ticaret dışı alanlardan elde edilmeye başlanması; bunun sonucunda üretim ve hizmet odaklı, gerçek ticaret yapan firmaların adeta “bekleme” konumuna itilmesi,
- Uyum sağlamaya çalışan firmaların, doğrudan ya da dolaylı olarak farklı iş yapış kültürlerine sahip yapılarla çalışmak zorunda kalması; ya da ilkesel duruşlarını koruyarak sınırlı sayıdaki nitelikli ve güvenilir projelerle faaliyetlerini sürdürmeye çalışması veya farklı sektörlere yönelmesi,
- Belirsizlik ve güvensizlik ortamının şirket içi yapıya yansıması sonucunda, nitelikli ve eğitimli insan kaynağının bu tür ortamlarda kalmak istememesi; farklı sektörlere ya da yurtdışına yönelmesi; buna karşılık kalan çekirdek kadroların ise şirketleri ve yöneticileriyle birlikte ciddi fedakârlıklar yaparak varlığını sürdürmeye çalışması,
- Alternatif fırsatlara erişimi sınırlı olan bazı çalışanların etik dışı yollara yönelmesi ve bunun şirketler ile yöneticiler açısından ciddi güven kırılmalarına yol açması,
- Şirket liderlerinin bu süreçte ya güçlü ve ilkeli bir yönetim sergileyerek kurumlarını doğru yönde sevk etmesi ya da zayıf bir duruş sergileyerek kötü niyetli yöneticiler tarafından yönlendirilen ve kullanılan bir konuma sürüklenmesi,
- Paydaşlar arasında uzun vadeli iş birliklerinin artması gerekirken, kısa vadeli çıkar hesaplarının öne çıkması; bunun sonucunda güven zedeleyici davranışların ve dolaylı yöntemlerin artarak kurumsal güvenin aşınması.
- Hatalı yönetim mekanizmalarında ego yükseldikçe, gerçekler değil algılar yönetmeye başlar. Bu durum yalnızca çalışma ortamını zehirlemez, aynı zamanda kurumun geleceğini de sessizce riske atar.
Artık iş yapış biçimlerinin bu şekilde sürdürülebilir olmadığı açıktır. Uzun vadeyi hedefleyen firmaların bugün ne yaptığı ya da ne yapması gerektiği ise aşağıda özet bir çerçeve olarak değerlendirilebilir.
Tüm bu gelişmeler ışığında açıkça görülmektedir ki kriz dönemleri yalnızca finansal dayanıklılığı değil, aynı zamanda kurumsal karakteri de test etmektedir. Bu süreçlerde kısa vadeli kazanımlar elde etmek mümkün olabilir; ancak kalıcı başarı ancak itibar ve güven üzerine inşa edilmiş bir duruşla sağlanabilir. Çünkü itibar, yıllar içinde tutarlı davranışlarla inşa edilen; fakat tek bir yanlış adımla zedelenebilen en değerli kurumsal varlıktır. Güven ise paydaşlar arasında görünmeyen, ancak tüm iş ilişkilerini ayakta tutan temel unsurdur.
Belirsizlik ortamında dahi etik değerlerinden taviz vermeyen, şeffaflığını koruyan, taahhütlerine sadık kalan ve ilişkilerini karşılıklı güven üzerine inşa eden kurumlar; yalnızca mevcut zorlukları aşmakla kalmayacak, aynı zamanda geleceğin en güçlü ve saygın oyuncuları olarak konumlanacaktır. Kısa vadeli fırsatların cazibesine kapılmak yerine uzun vadeli itibarı ve güvenilirliği önceliklendiren şirketler, krizlerden zayıflayarak değil; aksine güçlenerek çıkacak ve sürdürülebilir başarının gerçek temsilcileri olacaktır.
Bu doğrultuda; kısa vadeli çıkarlar yerine uzun vadeli perspektifle hareket edilmeli, kaliteli, eğitimli, dürüst ve itibar bilincine sahip yöneticiler ile çalışanlar maliyet unsuru olarak değil stratejik değer olarak görülmelidir. Bu kadroların şirkete kazandırdıkları yalnızca sayısal performans göstergeleriyle ölçülemez; itibar, güven ve marka değeri gibi sayısal olmayan ancak uzun vadede çok daha yüksek getiriler sağlayan unsurların temelini oluştururlar. Bunun aksini düşünen çalışan ve yöneticilerin uzun vadede kurum kültürüyle uyumlu olmayacağı ve marka değerine zarar vereceği ise kaçınılmazdır.
Yanlış yönetici ya da çalışan gider; ancak itibar, güven ve kurumsal karakter üzerine inşa edilen yapılar asla yıkılmaz.
Sonuç olarak, piyasa koşulları ne kadar zorlayıcı olursa olsun; itibar ve güveni stratejik öncelik olarak benimseyen, sözünün arkasında duran, paydaşlarına karşı tutarlı, şeffaf ve öngörülebilir bir duruş sergileyen kurumlar yalnızca bugünün değil, yarının da tercih edilen ve saygı duyulan iş ortakları olacaktır. Çünkü piyasalar döngüseldir, fırsatlar değişkendir; ancak itibar ve güven kalıcıdır — ve uzun vadeli başarının en sağlam temeli olmaya devam edecektir.
